20 Nisan 2012 Cuma

Yolculuk...


Korku, kaygı ya da stres içinizi kemiriyorsa, hiçbir şey yapamadan donakalıyor ya da etkili ve net davranışlar sergilemiyorsanız, duygusal karmaşadan kurtulamıyor ya da geçmişe takılıp kalıyorsanız, bunalımdaysanız; amaçsız, boşlukta hissediyor ya da hayattan tat alamıyorsanız.

Önemli bir hastalıkla mücadele ediyorsanız ya da kronik hale gelmiş fiziksel bir rahatsızlığınız varsa

YOLCULUĞA HAZIRSINIZ!*

On yıl kadar önce Brandon Bays’in karnında kanserli bir tümör teşhis edilir; basket topu büyüklüğünde ve iç kanamaya sebep olan bir tümör. Doktor, acilen ameliyata almak ister. Ancak alternatif sağaltım ve bireysel gelişim konularına yıllarını vermiş olan yazar ameliyata yanaşmaz; doktorunu ameliyatı ötelemeye ikna eder ama tek koşulla; bildiği doğal yollardan tümörü küçültmeyi başarırsa. Gevşeme tekniklerini ve homeopatik tıbbı iyi tanıyan Bays hemen işe koyulur; beslenme düzeninde radikal bir değişime gider; fiziksel ve duygusal çeşitli terapilere başlar.

Mucizevi bir şekilde birkaç hafta içinde tümör yok olur. Bu inanılmaz iyileşme Brandon Bays’i kendi duygusal ve bedensel şifa yolculuğunu başkalarına da öğretip uygulamaya teşvik eder.

Tüm deneyimlerini güzel bir çalışma olarak hazırlamış Brandon Bays ve güzel bir şekilde de anlamamızı kolayca sağlayacak bir bölümde toplamış.

Kitap bence üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde duygusal olarak yapılacaklar, ikinci bölümde fiziksel olarak yapılacakları anlatmış. Üçüncü bölümde ise artık çalışma aşamasına geçebileceğimiz için "kamp ateşi" dediğim adımları anlatmış.

Yıllar önce arkadaşım Hale sağolsun ben bu kitabı bilmezken bir duygusal arınma çalışmasında bu çalışmayı yapmıştı. İnanılmaz işe yaramıştı, çok etkilenmiştim.

Aradan o kadar zaman geçmiş, ben kitabı başka bir vesile ile hatırladım ve okudum. Şiddetle tavsiye ediyorum. Çok içten, çok yalın, çok gerçek ve tüm adımlar uygulanabilir.

Sevgiler, iyi yolculuklar.

Etiketler: , , ,

9 Aralık 2011 Cuma

Son günler...

Son günler blogdan ayrı fakat onun dışında herşey ucu ucuna geçiyor.

Trafik beni bezdirdi, işler çok, benimse halim yok.

Bir yerden başlamak lazım diyerek bu saatte yazmaya karar verdim. Umarım maya olur, yazıların devamı gelir. Çünkü kim okuyor merakım yok kendim için yazıyorum.

2012 yaklaşıyor ben daha yeni heyecanlanıyorum. Önceki senelerde çok daha erken başlardı yeniyıl heyecanı. Beklentilerin gerçekleşmesi, dilekler, hayaller...

Güzel bir yıl olsun herkes için. Sağlık, mutluluk, uyum, bolluk, bereket, aşk, sevgi, barış içinde yaşasın tüm varlıklar.

Bu arada güzel bir haber Başmelek Mesaj Kartları yeniden farklı bir yayımevinden çıktı. D&R da satıyor. Satın almak ya da bilgi sahibi olmak isterseniz;


Sevgiler, güzel bir haftasonu geçirmeniz dileğiyle...

Etiketler: , ,

21 Haziran 2011 Salı

Gerçek...


Gözlerini kamaştıran renkli camları kır da öyle bak ki, gözüne çarpanın ne olduğunu anlayabilesin.

Mevlana Celaleddin-i Belhi Rumi

Eser: Berna Terziahmetoğlu
http://www.kathre.com/

Etiketler: , , , , , ,

17 Haziran 2011 Cuma

Günde 1 resim...

Harika bir site keşfettim:

http://gunde1resim.com/

Benim resim bilgim öyle engin değildir maalesef.

Fakat severim, en bilindikleri bilirim, tüm ressamlara da hayranlığım sonsuzdur.

Bugünlerde her gün bu siteyi takip, site sahibini de takdir eder oldum.

İstiyorum ki herkes bilsin, takip etsin, bilgisini arttırsın ve her gün gözlerine şahane görüntülerle bayram ettirsin.

Özellikle arşiv sayfası muhteşem. Tüm resimleri küçük halleri ile toplu olarak görebiliyoruz. Öyle güzel dizayn edilmiş yani.

Lafı daha fazla uzatmadan sizi site ile başbaşa bırakıyorum ve gönlünüzce bir haftasonu diliyorum.

Etiketler: , , , ,

18 Ekim 2010 Pazartesi

Ye, Dua et, Sev ama bu defa filmi...

Fotoğraf filmde en beğendiğim anlardan birinin görüntüsü. Özet olarak şöyle bir diyalog geçiyor. " Azıcık göbeğin kimseye zararı olmaz." " Yiyorsan keyif al bari...!"

Cumartesi günü yeterince tembellik yaptıktan sonra bir anda karar verdim filmi izlemeye.

Oysa ki ilk çıktığı gün izleyecektim fakat olmadı.

Evime yakın olduğu için Capitol Alışveriş Merkezi'ni tercih ettim.

Nedense filmi tek başıma izlemek istediğim için kimseyi davet etmedim annemin dışında kimseye de haber vermedim.

Gittim birkaç küçük alışverişin dışında (ki zaten Alışveriş Merkezleri'nden alışveriş yapmayı sevmem.) biletimi erkenden aldım ve salona da erkenden gidip yerime oturdum.

Kitapta çok fazla içsel konuşma olduğundan filme böyle yansıtamazlar diye düşünüyordum. Tam da öyle oldu. Zihinlerde yer edecek banyo sahnesi ile başladı ve keyif alınacak şekilde devam etti.

Ben genel olarak filmi beğendim. Ayrıca kitapta olmadığını düşündüğüm detaylarda vardı.

Julia Roberts, Javier Bardem her zamanki gibi muhteşemdi. Sanki başka oyuncular bu filmde oynasaymış bu kadar uyumlu olmazmış gibi geldi bana.

O nedenle izlesem mi diye düşünenlere "evet izleyin" derim.

Etiketler: , ,

12 Ekim 2010 Salı

Sev ve sevmeye devam et...

12 EKİM

Sınavlarla ve denemelerle kuşatıldığında ve her şeyin ve herkesin sana karşı olduğunu zannettiğinde gerçekten sevebilir misin? Her şey pürüzsüz bir şekilde akarken sevmek kolaydır. Bunun tersi bir durumla karşılaştığında yüreğini kapamak ve sevgi akışını durdurmak eğiliminde olursun; oysa ki bu, sevgiye çok daha fazla ihtiyaç olduğu bir zamandır.

Sen tüm çevre şartlarına rağmen sevebildiğinde, sende ve senden dışarıya akanın BENİM ilahi sevgim olduğundan emin olabilirsin. Ve işte en sonunda kazanacak olan bu muhteşem sevgidir.

Sevgi asla vazgeçmez; sonunda kazanana dek, bu yoldan ya da başka bir yoldan denemeye devam edecektir.

Sevgi yumuşaktır ve aynı zamanda güçlü ve kalıcıdır. Suyun kayaları aşındırıp yolunu bulduğu gibi, sevgi en katı kalpleri eritip içinde yolunu bulur. O yüzden asla "hayır" ı cevap olarak kabul etme. Sev ve sevmeye devam et ve yolun açılmasını izle.

İçimizdeki Kapıları Açmak / EILEEN CADDY / FINDHORN

Sevgiyle çeviren;
İpek CİHAN Bilgin

Tekrar, tekrar teşekkürler.

Etiketler: , , , , ,

21 Eylül 2010 Salı

Dilek Şurubu...


Momo'yu okuyanlarınız bilir. Michael Ende aslında çocuklara hikaye yazıyor fakat büyükler tutkunu olmuş durumda.

Kitapların diğer bir özelliği ise hikayeleri süsleyen çok güzel resimlerin olması. Bu resimler tek renk olmasına rağmen çok güzeller.

Böyle olması durumu çok daha özel kılıyor bence.

Michael Ende'nin çok sayıda kitabı var. Şu anda benim okuduğum 3.kitabı.

Momo, Cim Düğme ve Vahşi 13'ler, Dilek Şurubu, Cim Düğme ve Lokomotifçi Lukas, Bitmeyecek Öykü, Özgürlük Hapishanesi, Ayna içinde Ayna benim bildiklerim.

Kendime bir güzellik yapayım hem de bireysel gelişimime katkıda bulunayım, gözüm-gönlüm bayram etsin dersiniz yapılacak ilk işlerden biri bu kitaplardan birini almak ve okumaya başlamak.

Elinizden bırakamayacağınıza eminim.

Etiketler: , ,

28 Haziran 2010 Pazartesi

Dönüşüm Oyunu...


Adının oyun olduğuna bakmayın. Niyetinizi düzgün ifade edip, adım adım cümleyi net oluşturduysanız, şaşırtıcı fakat doğru cevapları aldığınız bir kağıttan mesajlar silsilesidir kendisi.

İlk tanışmam Buğday Dergisi çalışanı olduğum 2001 yılının başlarına denk geliyor. Findhorn Vakfı'ndan oyunun mucidi olan çift Buğday ekibini ziyarete geldiğinde, küçük bir bölümünü kalabalık bir gruba oynatınca karar vermiştim tüm oyunu oynamaya.

Sonra sevgili Hale Meriç Karabekir ve destek verenler sayesinde oyun türkçeye çevrildi. Bu sayede bende birçok niyet için oynama ve niyetimin önündeki engelleri tüm açıklığı ile görme fırsatı yakaladım. Sadece görmekle yetinebilirsiniz ya da çıkan ev ödevlerini yapıp niyetinizi gerçekleştirmek için bunun bulunmaz bir fırsat olduğunu düşünüp, yararlanabilirsiniz.

Sevgili Hale yaşgünü hediyesi olarak gerçekten hayatta tıkandığım bir alanda oyunu oynarken kolaylaştırıcı olarak destek vermişti, sağolsun.

Oyun ile ilgili detaylı bilgi Hale Meriç Karabekir'in kaleminden aşağıda. Ben derim ki en azından fırsat bulup mutlaka bir kez oynayın ve görün. Hayretler içerisinde kalacaksınız.

Dönüşüm oyununa ilişkin biraz bilgi:

Bir kendini keşfetme aracı olarak Dönüşüm Oyunu...
Joy Drake ve Kathy Tyler'ın Findhorn'da (İskoçya) yaşarken oluşturdukları Dönüşüm Oyunu (Transformation Game); yaşamınızda açık olmayan, çözemediğiniz, olanı göremediğiniz, karmaşık gelen bir konuda güçlü yanlarınızı, kendi önünüze koyduğunuz sınırları, amaca ulaşmak için atabileceğiniz adımları ve kullanabileceğiniz iç niteliklerinizi görmenizde yardımcı olabilen bir kendini keşfetme aracı. Size yaşamınızı yansıtmasıyla:
• önemli kişisel konuların açıklığa kavuşmasında,
• tekrarlanan stres kalıplarını anlama ve verimsiz alışkanlıkları değiştirmede,
• depresyon ve endişeleri aşmada,
• yaşamınızda yeni olasılıkları keşfetme ve onlara yer açmada,
• kişiler arası çatışmaların çözülmesinde,
• sağlık, iş, evlilik ya da ilişkilere ilişkin geçişleri kolaylaştırmada,
• başarınızın önündeki engelleri kaldırmada yardımcı olabiliyor.
Nasıl oynanıyor...
Oyun iki, üç ya da dört kişi ile oynanabiliyor. Herkes kendi yaşam yolunda yürüyor ama diğer oyuncularla da etkileşim içinde. Paylaşma oyunun önemli bir parçası. Masa başında oynanıyor ve tahtası, kartları, taşları ve zarı var.
Oyuna bireysel bir oyun hedefi seçerek başlıyorsunuz. Bu; oyunun temelini oluşturuyor. "İşimden kaynaklanan stresi nasıl giderebileceğime ilişkin içgörü kazanmak istiyorum." ya da "yaratıcılığımın önündeki kişilik engellerimi aşmak istiyorum" ya da "gelirimi nasıl arttırabileceğimi belirlemek istiyorum" gibi...
Sonra bilinçdışı zarfınızı güçlü yanlarınızı gösteren içgörü, engellerinizi gösteren gerileme ve iç niteliklerinizi gösteren melek kartları ile dolduruyorsunuz.
Zar atarak doğuyorsunuz, kişilik taşınız yaşam yoluna geçiyor ve kırmızı bir fiziksel seviye kartı alıyorsunuz.
Yaşamınızın belli alanlarıyla olan ilişkinizi keşfedebileceğiniz seviyeler var: fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal. Seviyelerde ilerlerken bilinçaltı zarfınızdan sürekli kartlar çıkarıyorsunuz ve acıyla uğraşıyor, öğreniyorsunuz.
İnsan yaşamının zengin örgüsü oyunun karelerine de yansımış: özgür irade, hizmet, depresyon, sezgi ve içgörü kareleri gibi. Hepsi kendinizi daha iyi tanımanız için çeşitli fırsatlar açıyor.
Acınızın olmadığı, zarfınızdaki tüm kartların çıkmış olduğu ve tüm seviye kartlarını tamamladığınız zaman oyunu bitirmiş oluyorsunuz. Ancak ana amaç oyun hedefine ulaşmanız, yoksa tüm oyun seviyelerini geçip, oyunu bitirmeniz değil.
Oyunun kurallarını öğrenmeniz gerekmiyor, kolaylaştırıcı tüm kuralları anlatıyor.
Kolaylaştırıcı ile oyunlar için pratik bilgiler...
Oyun süresine ilişkin önerim:
 Tek kişilik oyun: 4 saat
 2 kişilik oyun: 5 saat
 3 kişilik oyun: 7 saat
 4 kişilik oyun: 10 saat
Daha önce oyunu oynamış olanlar dilerlerse, oyun bitene kadar oyunu sürdürme seçeneğini deneyebilirler. (Yalnızca tek kişi ya da 2 kişilik gruplar için).

Ön hazırlık:

Oyuna gelmeden önce kişisel oyun hedefinizi yazılı bir cümle halinde hazırlayın:

Kişisel oyun hedefi, oyun sırasında açılacak, beslenecek bir tohum gibi. O nedenle oyuna gelmeden önce oyunla ilişkinizden ne elde etmek istediğiniz üzerinde düşünün.

Hayatınızda şu anda yaşamakta olduğunuz ve bu oyunu oynayarak çözmek istediğiniz bir kişisel konu seçebilirsiniz. Oyunda yasadığınız deneyimler; odaklandığınız konuya ilişkin açıklık, anlayış ve geribildirim sağlayabilir; yeni yollar görebilmenize yardımcı olabilir. Oyun; hedefinizin/sorununuzun kökenine inmenize yardımcı olarak, sizi yaşamaya hazır olduğunuz ölçüde derinden etkileyebilir. Bu nedenle, oyunun hedefi çok önemli; kişisel oyunun tum gidişatını etkileyeceğinden dikkatle seçilmesi öneriliyor.

Üzerinde çalismak istediğiniz birkaç alan olabilir. Bu an için en can alıcı olan ya da enerjisi en yoğun olana bakabilirsiniz karar vermek için.

Oyun hedefinizi oyundan önce diğer oyuncularla, oyuna başlarken de kolaylastırıcı ile paylaşacaksınız. Gerekiyorsa, hedefin daha açık hale gelmesi için geribildirim ve öneriler alacaksınız. O nedenle taslak bir oyun hedefi cümlesi hazırlamanız da mümkün. Hedefin son şekillendirmesini beraber yapabiliriz.

Oyun geleceğe ilişkin tahmin vermiyor, o nedenle lütfen evet/hayır cevabı almak istediğiniz sorular sormayın. Aşağıda kişisel oyun hedefi şekillendirmekte yardımcı olabilecek birkaç öneri bulabilirsiniz:
- İşimle ilgili stresten nasıl kurtulabilirim?
- İlişkimi daha mutlu hale getirmek için ne tür adımlar atmalıyım?
- Mutlu, yaratıcı ve kendimle uyum içinde olmamı engelleyen kişisel kalıplardan nasıl kendimi kurtarabilirim?
- Zamanımı işimi en iyi şekilde yapabilecek ve kendimi iyi hissedecek biçimde nasıl daha verimli kullanabilirim?
- Gelir düzeyimi nasıl yükseltebilirim?
- Daha anlayışlı olarak, başkalarını "düzeltmeye çalışma" huyumdan vazgeçmek istiyorum.
- İşimle eğlence arasındaki dengeyi iyileştirerek hayatımda eğlenceye daha fazla zaman ayırmak istiyorum.
- Bu gezegene yaratıcılığımı kullanarak hizmet etme konusunda önümdeki engelleri bilmek ve aşmak istiyorum.

Hale Meriç Karabekir halemeric@gmail.com

Etiketler: , ,

20 Mayıs 2010 Perşembe

İyi gelmeyeni kendinde iyileştir...


Bu kitabı ve kitapta anlatılan çalışmayı ilk defa arkadaşım Hale Meriç Karabekir'den duydum.

Hatta 8 maddelik bir özet çıkarttığı için ben onu kullanıyorum.

Kitapta güzel olan taraf parmağın kimseye yöneltilmiyor, kimsenin yargılanmıyor olması...

Her şeyi ilkönce kendimizde iyileştirmeye çalışıyoruz. Yansıması ise çok hoş oluyor.

Aşağıda kitabın nasıl ortaya çıktığının hikayesi var. En can alıcı noktadan bahsedilmiş. Tavsiyem bu kitabın okunması ve çalışmanın hayata geçirilmesi.

Zero Limit

Hayatındaki herhangi bir şeyi değiştirmek istediğinde bakacağın tek bir yer var: kendi için.

2 yıl önce, Hawaii’de, bir koğuş dolusu akıl hastası suçluyu onları hiç görmeden tedavi eden bir terapist olduğunu duymuştum. Terapist, hastaların dosyalarını incelemiş ve sonrasında kendisinin bu kişilerin hastalıklarını nasıl yarattığını görmek için kendi içine bakmış. Kendisi geliştikçe, hastalar da gelişme göstermiş.Bu hikayeyi ilk duyduğumda bunun bir şehir efsanesi olduğunu düşünmüştüm.

Biri, kendini iyileştirerek başkalarını nasıl iyileştirebilirdi ki?
Bu kişi bilge bir kişi olsa bile akıl hastası suçluları nasıl iyileştirebilirdi?
Anlamamıştım. Mantıksızdı. Ve hikâyeyi unutup gittim. Ta ki hikayeyi bir yıl sonra yeniden duyana kadar. Terapistin ho’oponopono adında bir Hawaii iyileştirme yöntemi kullandığını duydum. Daha önce bu yöntemi duymamıştım. Hikayeyi yeniden unutup gitmek istemiyordum. Anlatılanlar tümüyle doğruysa, hakkında daha fazla şey öğrenmeliydim.

Şu ana kadar “sorumluluk” kelimesinin anlamını, yaptıklarımdan ve düşündüklerimden sorumlu olduğum şeklinde anlardım. Daha ötesinden değil. Ve çoğu insanın da böyle düşündüğünü sanıyorum. Biz yaptıklarımızdan sorumluyuz, başkalarının yaptıklarından değil. Birçok akıl hastasını iyileştiren Hawaiili terapist bana sorumluluğun ne demek olduğu konusunda yeni bir bakış açısı kazandırdı. Adı Dr. Ihaleakala Hew Len. İlk telefon görüşmemiz yaklaşık bir saat sürdü. Ona hikayenin tamamını bana anlatıp anlatamayacağını sordum. Hawaii Eyalet Hastanesi’nde dört sene boyunca çalıştığını söyledi...

Akıl hastası suçluların bulunduğu koğuş oldukça tehlikeliymiş. Terapistler bir ay içinde istifa ediyorlarmış. Hastane personeli sıkça hastalık izni alıyormuş ya da istifa ediyormuş. Hastalar tarafından saldırıya uğrama korkusundan dolayı, koğuşta sırtlarını duvara çevirerek yürüyorlarmış. Kısacası burası yaşamak, çalışmak ya da ziyaret etmek için hoş bir yer değilmiş. Dr. Len bana hastaları hiç görmediğini anlattı. Ofisinde oturup hastaların dosyalarını incelemiş.

Hastaların dosyalarına bakarken kendi üzerinde çalışmış. Ve kendi üzerinde çalıştıkça hastalar iyileşmeye başlamış. “Birkaç ay sonra, daha önceden ellerli kelepçeli dolaşan hastalara serbestçe dolaşmaları için izin verilmeye başlandı,” dedi bana. “Ağır ilaç tedavilerine maruz kalan hastalar ilaç tedavilerini bıraktılar. Serbest bırakılmaları konusunda hiç ihtimal olmayanlar serbest kaldı.”
Şaşkınlık içindeydim. “Sadece bu kadar değil,” diye devam etti. “Ve personel işe gelmekten hoşlanmaya başladı. İşe gelmeme ve sıkça olan işten ayrılmalar bitti. Personel ihtiyaçtan daha fazla sayıda olmaya başladı, çünkü hastalar serbest bırakılıyordu. Personelin yapacak bir işi kalmamıştı. Bugün, bu koğuş kapalı.”
Ve işte en önemli soru: “Bu insanların değişimine sebep olacak ne yaptın?”
“Onları yaratan kendi parçamı iyileştirdim sadece,” dedi. Anlamadım. Dr. Len hayatından sorumlu olmanın, hayatındaki her şeyden sorumlu olmak olduğunu söyledi –aslında basit, çünkü her şey senin hayatında oluyor. Tam manasıyla, tüm dünya senin yaratımın. Hmmm... Kolay sindirilebilir bir şey değil.

Söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmakla, hayatındaki tüm insanların söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmak farklıdır.

Gerçek şu ki eğer hayatının sorumluluğunu alıyorsan hayatında gördüğün, işittiğin, tattığın, dokunduğun ya da herhangi bir şekilde deneyimlediğin her şey senin sorumluluğun altındadır.

Çünkü hepsi senin hayatında olmaktadır. Terör eylemleri, ülke yöneticileri, ülkenin mali durumu ve hoşuna gitmeyen diğer şeyler, hepsi şifalanmak üzere sana geliyor.

Onlar aslında yoklar.

Onlar sadece iç dünyanın birer yansıması.

Sorun onlarda değil, sende.

Onları değiştirmek istiyorsan, kendini değiştirmelisin. Bunu kabul etmeyi ve hayata geçirmeyi bir kenara bırak, kavramak bile kolay değil; biliyorum.

Suçlamak sorumluluk almaktan kolaydır. Fakat Dr. Len’le konuştukça onun kendisini nasıl iyileştirdiğini ve ho’opnopono yönteminin kendini sevmek anlamına geldiğini kavramaya başladım.

Hayatının gelişmesini istiyorsan, onu iyileştirmelisin. Eğer birini iyileştirmek istiyorsan -akıl hastası bir suçlu bile olabilir bu- bunu ancak kendini iyileştirerek yapabilirsin. Dr. Len’e kendisini nasıl iyileştirdiğini sordum. Hastaların dosyalarına bakarken ne yapmıştı? “Sadece, tekrar ve tekrar ‘özür dilerim’ ve ‘seni seviyorum’ dedim,” dedi.

Bu kadar mı?

Bu kadar.

Sonuç olarak, kendini sevmek kendini geliştirmenin en önemli yoludur ve kendini geliştirdikçe dünyan gelişir.

Bu konu hakkında bir örnek vermeme izin verin:

Bir gün biri bana beni üzen bir e-posta gönderdi. Eskiden olsa, bu konu üzerindeki çalışmamı, zayıf duygusal noktalarımı araştırarak ya da hoş olmayan bu e-postayı gönderen kişinin bunu neden yapmış olabileceğini bulmaya çalışarak yapardım. Bu sefer, Dr. Len’in yöntemini kullanmaya karar verdim. İçimden “Özür dilerim” ve “Seni seviyorum,” dedim. Bu dediklerimi özellikle bir kişiye yönelik söylemedim. Sadece, dış koşulları yaratan içimdeki parçamı iyileştirmesi için, sevginin ruhunu yardıma çağırdım. Bir saat sonra aynı kişiden bir e-posta daha aldım. Önceki e-posta için özür diliyordu. Bu özür için herhangi özel bir eylemde bulunmamıştım. Ona herhangi bir şey yazmamıştım. “Seni seviyorum” diyerek içimdeki, o kişiyi yaratan parçamı iyileştirmiştim.

Daha sonra Dr. Len tarafından düzenlenen bir ho’oponopono workshopuna katıldım. 70 yaşında, saygıdeğer yaşlıca bir şaman. Ve bir münzevi gibi. Çekim Yasası Sırrı adlı kitabımla ilgili güzel şeyler söyledi. Kendimi geliştirirsem, kitaplarımın titreşiminin artacağını ve okuyucuların bunu hissedeceklerini söyledi. Kısacası, kendimi geliştirirsem okuyucularım da gelişecekti. “Şu anda piyasada, dış dünyada olan kitaplar hakkında ne dersin?” diye sordum. “Onlar orada değiller,”dedi. Bilgeliği aklımı karıştırmıştı. “Onlar hala içinde.” Dış dünya diye bir şey yok.
Bu gelişkin tekniği hak ettiği derinlikte anlatabilmek için bir kitap yazmak gerekir ama kısaca şunu söyleyebiliriz.

Hayatındaki herhangi bir şeyi değiştirmek istediğinde bakacağın tek bir yer var: kendi için.

“İçine baktığında, bunu sevgiyle yap.”

Joe Vitale

Etiketler: ,