6 Temmuz 2013 Cumartesi

RED! Filmi Türkçe

Gezi parkı direnişi ile adını sıkça duyduğumuz kızıl hacker olarak bilinen RedHack neymiş izlemek isteyene buyursunlar efendim.






Etiketler: ,

1 Mart 2012 Perşembe

Yekta Kopan'ı sevmek.




Televizyonda izlemek dışında bilmezdim Yekta Kopan'ı. Şimdi de bildiğim anlamına gelmiyor tabii ki.

Kitaplarına yeni merak sardım, son kitabı hariç hepsini okudum.

Yarın sırada "Kediler Güzel Uyanır" var. "İçimde Kim Var" bugün bitti.

Hani karın yağdığına, trafik çilesinin günden güne artmasına sevinir oldum. Yolculuk uzun sürüyor ve ben yollarda alabildiğine Yekta Kopan'ın yazdıklarını okuyorum.

Şu ana kadar en çok "İçimde Kim Var" romanını beğendim. Beğenmek ne kelime hayran kaldım. Niye bu kadar geç kaldım diye hayıflanıyorum bir taraftan bir taraftan da "olsun bu kitabı ben daha sonra yine okurum" diyorum.

Tüm içtenliğimle tavsiye ediyorum. Farklı bir kurgusu var kitabın. Orson Welles-Yurttaş Kane filmi üzerinden birçok karakterin hayatları ve o karakterlerin kesişmesi benim anladığım.

Şarkılar var, güzel sözler var ve en çok en çok Yurttaş Kane filminden kesitler var. Fakat gözümüze sokmadan.

Şu anda bir isteğim de filmi izlemek. Umarım kolaylıkla bulabilirim. 1941 yapımı bir film olduğunu anlatıyor kitabın bir yerinde. Fakat sinema sektöründe farklı, çığır açan bir yapım olduğunun da altını çiziyor. Nasıl merak etmem?

Uzun lafın kısası Yekta Kopan'ı hem izlemeyi hem de artık okumayı seviyorum. Sağolsun-varolsun.

Sevgiler.

Etiketler: , , , ,

24 Haziran 2011 Cuma

Kung Fu Panda 2


Dün akşam yeğenim ile birlikte Kung Fu Panda 2 çizgi filmini izledik. Önemli şahsiyettir kendileri. Bu sinemada ikinci çizgi film izleyişimiz.

Çocuklar herhalde bir uyurken bir de çizgi film izlerken çok tatlılar :)

Kung Fu Panda 2 ilki gibi hem eğlenceli hem de öğretici. İzlemek için yaşın bir önemi yok. Herkes kendince bir şeyler bulabilir.


3. filmin konusu bence şimdiden belli. Baba oğlu pandanın yaşadığını öğrendi. Oğlu panda onunla buluşmak için çabalayacak.

Çocukların bol olduğu bir seansı seçerek, izleyin, izletin.

Etiketler: , ,

6 Nisan 2011 Çarşamba

Aşk tesadüfleri sever...











20 Şubat'ta izledim filmi aslında. Filmin etkisi geçti fakat müzikler hala favorim.

Film insan hayatında karşılaştığı tesadüflerin hayatına kattıklarını anlatıyor bence en güzel halleriyle. Her ne kadar filmin sonu mutlulukla bitmese de güzel.

Zaten yaşanacaksa yaşanacak olduğunu düşünmekle beraber tesadüf olmadığını bilirim aslında. Yaşadığım anın resmini ben öyle yapmışım, boyamışım, o insanları oraya ben koymuşum diye düşünürüm her zaman. Böylesi bana kendimi daha iyi hissettirir, yaşadıklarımın tamamının benim eserim ve tüm sorumluluğun bana ait olduğunu bilirim, kolay kabullenirim.

Gelelim etkisi süren filmin müziklerine. Herbiri muhteşem, bıkmadan defalarca dinlenen cinsten.

Filme karşı sempatim ilk tanıtımı Mehmet Günsür"den dinlerken oluştu. Bu film bu kadar tesadüfü anlatıyorsa "Eylül Akşamı" çok yakışırdı diye geçirirken bir baktım ki zaten düşünülmüş ve o şarkı söylenmiş.

Söylenmiş ama bir farkla; Bülent Ortaçgil'den başka kimseden dinlemeye tahammülüm olmayan ve bende her daim apayrı bir yeri olan "Eylül Akşamı" Mehmet Günsür ve TNK'den dinlerken gerçekten keyif veriyor.

Fakat benim bu film sayesinde ilk kez dinlediğim, çok beğendiğim diğer favorim ise "Yine yazı bekleriz".

Ah ne çok özledim seni
Bir bilsen, ah bir görsen
Sonbaharlarım gelir
O yaprak hiç düşmez

Hepsi bitti, hepsi bitti, hepsi kaybolan günlerdi
Bir yalnız sen bir yalnız ben bizi ne nasıl tüketti ki ?

Belki unuturuz onu tüm kasımdan kalma çiçekler gibi
Arasına koyarız şarkı yazdığımız kırık hayaller saklı defterin

Belki de saklarız onu kalbimizde bir delik açar gibi
Belki denize ulaşır içimizdeki nehirler birgün
Yine yazı bekleriz

Ah ne çok özledim seni
Bir bilsen, ah bir görsen
Sonbaharlarım gelir
O yaprak hiç düşmez

Seni bekler yağmurlarım öyle bir yağar ki hiç dinmez
Sonra yedi bahar geçer o yaz hiç gelmez

Belki unuturuz onu tüm kasımdan kalma çiçekler gibi
Arasına koyarız şarkı yazdığımız kırık hayaller saklı defterin

Belki de saklarız onu kalbimizde bir delik açar gibi
Belki denize ulaşır içimizdeki nehirler birgün
Yine yazı bekleriz


Çok güzel değil mi?

Etiketler: , ,

28 Şubat 2011 Pazartesi

Siyah Kuğu...



25.02 cuma akşamı tarihinde ömrümde yaşamadığım kadar zor bir haftanın sonunda kurtarıcı bir ses sayesinde bu filmi izledim.

İlk yarıda tüm ısrarlara rağmen yorum yapmamakla ne kadar iyi yaptığımı filmin sonunda anladım. Çünkü ilk yarı iyi olmasına rağmen, ikinci yarıda heyecan, gerilim iyice tırmanmıştı. Benim gibi ufacık bir gerilime bile tahammül edemeyen hatta korkuya dayanamayan, off bitse de kurtulsam seslerini çıkartarak izleyen biri için bile film mutlaka izlenmesi gereken filmlerden.

Kendisi olmak istediği yerde çocuğunun doğumunu bahane eden ve kendi yapamadığı kariyeri neredeyse kızının tüm hayatını mahvederek yaptırmaya çalışan bir anne-kız hikayesi.



Kuğu Gölü balesi tabii ki bilindik bir hikaye ama bu film Kuğu Gölü balesi gösterisi değil.

Etiketler: , ,

18 Ekim 2010 Pazartesi

Ye, Dua et, Sev ama bu defa filmi...

Fotoğraf filmde en beğendiğim anlardan birinin görüntüsü. Özet olarak şöyle bir diyalog geçiyor. " Azıcık göbeğin kimseye zararı olmaz." " Yiyorsan keyif al bari...!"

Cumartesi günü yeterince tembellik yaptıktan sonra bir anda karar verdim filmi izlemeye.

Oysa ki ilk çıktığı gün izleyecektim fakat olmadı.

Evime yakın olduğu için Capitol Alışveriş Merkezi'ni tercih ettim.

Nedense filmi tek başıma izlemek istediğim için kimseyi davet etmedim annemin dışında kimseye de haber vermedim.

Gittim birkaç küçük alışverişin dışında (ki zaten Alışveriş Merkezleri'nden alışveriş yapmayı sevmem.) biletimi erkenden aldım ve salona da erkenden gidip yerime oturdum.

Kitapta çok fazla içsel konuşma olduğundan filme böyle yansıtamazlar diye düşünüyordum. Tam da öyle oldu. Zihinlerde yer edecek banyo sahnesi ile başladı ve keyif alınacak şekilde devam etti.

Ben genel olarak filmi beğendim. Ayrıca kitapta olmadığını düşündüğüm detaylarda vardı.

Julia Roberts, Javier Bardem her zamanki gibi muhteşemdi. Sanki başka oyuncular bu filmde oynasaymış bu kadar uyumlu olmazmış gibi geldi bana.

O nedenle izlesem mi diye düşünenlere "evet izleyin" derim.

Etiketler: , ,

14 Eylül 2010 Salı

Ye, Dua et, Sev...

Yeni bir kitaba başladım elimden bırakamıyorum. O kadar güzel, sürükleyici, heyecan verici.

2007 yılında çıktığına dair bir bilgi edindim. Neden bu kadar geç kaldım keşfetmekte şimdi hayıflanıyorum.

Gerçi ben keşfetmedim. Sağolsun arkadaşım Hale başka bir vesile ile söz etti kitaptan.

Ekim 2010'da da vizyona girecekmiş. Kesinlikle izlemeyi de düşünüyorum.

Oysa ki okuduğum kitapların filmlerini genelde izlemem. Kafamda farklı hayal ederim ben çünkü. Sonra hayal kırıklığı olur.

Ama bu başka. Bunu izleyeceğim.

Tavsiyem her ne kadar kitabı henüz bitirmemiş olsam bile okumanızı öneriyorum.

"İçinizde Tanrıyı barındırıyorsunuz ve öyle zavallısınız ki onun varlığından bile haberdar olamıyorsunuz."

Ye, Dua et, Sev-Sf.191

Etiketler: , ,

24 Ağustos 2010 Salı

İyi bir yıl...





Seyredeli çok oluyor fakat ara ara hep aklıma geliyor. Çünkü filmde anlatılana o kadar benzer bir hayat yaşıyorum ki anımsamamak imkansız.

Benzer derken yanlış anlaşılmasın. İnsanlar birbirine daha saygılı, kimse diğerinin altındaki koltuğu çekmiyor. İlişkiler insani. İş arkadaşı diyoruz ama dışarıda da görüşüyoruz ve birbirlerimizin hayatlarına dokunuyor, haberdar oluyoruz. Çok şükür...

Geçen gün mutfakta öğle arası kahve içerken gelen arkadaşım öyle imrenerek baktı ve uzun zamandır böyle keyifli aralar vermediğini söyledi ki film yine aklıma geldi.

Evet benzer yönler var çünkü ülkeler farklı olsa da finans sektörünün işleyişi sanıyorum çoğu yerde aynı.

Evet mola veremiyoruz, zaruri ihtiyaçları bile elden geldiğince erteliyoruz. Benim için geçerli değil çünkü ben müşteriye işlem yapmıyorum ama etrafım saniye kaçırmamaya gayret eden insanlarla dolu.

Arkadaşım alelacele içeceğini alıp gittikten sonra düşündüm nereye kadar?

Hani birkaç sene bu kadar sıkıntılı bir iş yaparsın bilirsin ki sonra tüm hayatı geçirecek kadar kazanç elde etmişsin ve ömrünü istediğin bir yerde, istediğin insanlarla geçirecek ve bu yorgun, gergin günleri çok uzak anılar olarak istersen hatırlayacaksın.

Bu soruyu onlara sorsam kimsenin sağlıklı bir tahmini olduğunu sanmıyorum.

Filmin sonunda Max Skinner hayatının tercihini bence çok güzel yapıyor. Amcasından kalan üzüm bağlarında, meyveyi sihirli bir içecek olan şaraba dönüştürerek, sevdikleriyle beraber yaşayarak o hengamenin çok dışında kalıyor.

Benim hayalimde buna benziyor. Birkaç farkla tabii ki...

Bende bu işi öyle çok uzun yıllar yapmaya niyetli değilim. En sevdiğim iş olan kek-kurabiye yapmaya adayacağım kendimi. Henüz dükkanın adı ve yeri belli değil ama gözümü kapattığımda canlanan bir mekan var. Sabahtan akşama kadar canım ne isterse onu pişireceğim ve o kadarını müşterilere sunacağım. Diyelim ki havuçlu kek yapmışım sadece bir tane. Bitti mi, bitti. Yarın buyurun diyeceğim. Yani amaç gönlümü eğlendirmek olacak. Sonra kalan vakitte akşama sevdiklerime ikram edeceklerimi pişirmek için işe koyulacağım. Akşam iş çıkışı sevdiğim insanlar gündüz sipariş verdikleri yemekleri yerken bende onlarla keyifli, elimde bir kadeh şarapla koyu sohbetlere dalacağım.

Burada yapmam gereken hayalimi daima canlı tutmak. Bilirim ki ne istesem kolaylıkla olur. Bu da olacak.

Eğer sizinde bir hayaliniz varsa, gerçekleştirmek için aşka gelmeye ihtiyaç duyuyorsanız bu filmi mutlaka izleyin. Hem de bir kez değil!

Filmden kısaca bahsedersek; Max Skinner, Londra borsasında spekülasyonlar yaparak büyük paralar kazanmaktadır. Max için en önemli şey kazanmaktır ve hayatta başka hiçbir şeyin kıymeti yoktur. Fransa'da yaşayan amcasının öldüğüne dair üzücü bir haber alır. Max bir yandan amcasıyla dolu çocukluk hatıralarını anımsarken bir yandan da şatoda geçecek bir hayatın nasıl olacağı konusunda araştırmalar yapmaktadır. Max bu inanılmaz güzellikteki şatodan yeni bir kazanç sağlamayı düşünürken hiç hesapta olmayan ve daha önce tanımadığı bir akrabası çıkagelir... Kaliforniya'lı bir kız olan Christie Roberts amcasının gayri meşru kızı olduğunu iddia etmektedir... Bir yandan şatonun gizli zenginliklerini ondan uzak tutmaya çalışan Max diğer yandan Provence'in yerlisi olan güzel bir kıza gönlünü kaptırır. Aşk şarap kadar lezzetli ve şarap kadar hızlı kana karışmaktadır...

Etiketler: , , , , , ,