29 Haziran 2011 Çarşamba

Cunda'ya aşığım... Niye olduğumu da biliyorum...

Kaplumbağa Hızında Hayat ... Cunda

Burada hayat yavaş akar.

Kimsenin acelesi yoktur.

Trafik yoktur. 13.00’teki randevun için evden 12.55’te çıkarsın.

Sinirli insanlar yoktur.

Gülümseyen insanlar vardır.

Telaşlı insanlar yoktur. Sakin insanlar vardır.

Hırslı insanlar yoktur. Yetinen insanlar vardır.

İnsanı da, kedileri de, musluktan akan suyu da miskindir buranın. Ağır ağır, tane tane.

Pazarda dolaşırken, hiçbir şey almadan karnını doyurabilirsin burada. Herkes ikram eder malından, geri çevirirsen de darılır. Bademciden badem yersin, kirazcı eline tutuşturur, peynirci senin için kestiği dilimle peşinden koşar “Almasan da tat” diye…

Burada üç öğün ot vardır, bildiğin ot. Ottan mücver yaparlar, ottan börek yaparlar, üzerine yoğurt döküp sıcak yemek yaparlar. Bildiğin enginarı çiğ çiğ dilimler meze yaparlar. Kırmızı biberin içine peynir doldurup dolma yaparlar. Her türlü yapılış şeklini bildiğini sandığın patlıcanın içini oyup envai çeşit peynir ve otla doldurup güveç kabında “gondol” yaparlar mesela. Senin kahvaltıda yediğin lor peynirinin üzerine vişne reçeli dökerler, olur sana tatlı. Burada her yiyeceğin kullanım alanı geniştir. Tek sınır hayal gücüdür.

Burada el yakan hesaplar yoktur, seçmesini bilmek vardır. Eh, o da zamanla. Turist gider “duyduğu” yere, buralı gider “bildiği” yere. Ayaküstü 20 liraya iki kişi tıka basa doymak vardır. Hem de otun da, balığın da en tazesiyle.

“Ayna” vardır burada, yeme-içme-oturma yeri. Ev yapımı likörler, zeytinyağlılar, uçuşan turkuaz perdeler, ahşap masalar, taze çiçek kokusu çağırır. Bir limonata isteyip saatlerce oturabilirsin, kimse bir şey demez. Etrafında dolanmaz. “Masa dolacak” demez. Bu küçük cennetin sahibi, İstanbul’dan arınmış, yeni bir hayat kurmuş anne kıza imrenerek bakarsın, iç geçirerek. Belki de bu yüzden “Ayna”dır adı, senin hayalini sana yansıttıkları için.

Burada öyle çantana sarılıp oturmazsın. Çantanı, eşyalarını pastaneye emanet edip çarşı pazar gezmeye de gidebilirsin pekala. Bankamatikten para çekerken, çantanı arkandaki bankta bırakıp işini görebilirsin de hatta.

Taş Kahve’de Mehmet Abi siz istemeden kahve getirir, canı öyle istedi diye. Peynirin, salatan eksik mi geldi gözüne? Söyle hemen getirirler, hesaba eklemeden. Ya da “Balığın tadı biraz acı geldi” de laf arasında, almaz parasını. Kurabiye mi alıyorsun? Yolluk verirler bir de yanına, yiye yiye gez diye. Burada gönülle yapılır her şey.

Hayat küçüktür burada. Marka filan bilmezler. Herkes ya Kordon’dan alır kıyafetini ya da Garaj’dan. ABD’ye gelinlik provasına gitmezler. Düğün zamanları uğradıkları en pahalı mağazaları “SOYKARA” da gece elbisesi 80 lira. Kimse kimseyle yarışmaz, istediklerini giyer, yer, içerler. Kimse kimseyi süzmez çünkü. İstanbullular dışında.

Sokaklar egzost değil, sakız kokar burada. Sahil boyu sıra sıra, itiş kakış kafeler de yoktur. Onun yerine Konfor, İstikbal, Leyla Güzellik Salonu, Mahmutpaşalı Ayakkabıcısı gibi yerler vardır, denize sıfır. O kadar çoktur deniz çünkü. Öbür türlüsünü de bilmezler zaten. Sen şimdi kalkıp Pazar günleri 15 cm deniz göreceksin diye saatlerce Hisarüstü yollarında perişan olup, üstüne kazıklanıp buna da “Pazar keyfi” dediğini anlatsan, gülerler.

Burada herkes kendi işini yapar. Pideci vardır, zeytinci vardır, peynirci vardır, doncu vardır, dondurmacı vardır, çeyizci vardır. Herkes kendi küçük krallığının başındadır. Çikolatacının camında “Djare çikolata satılır” yazar. O yanlışı da bir tek İstanbullu görür zaten. “Kız isteme çikolatası satılır” yazar bir diğerinde, insanlar önünde sıra halinde.

Kavga yoktur burada, bir futbol maçı ya da merdiven önünde kadın erkek taze bakla ayıklayacak olmak yeter hepsini buluşturmaya.

Burada dolmuşlar illa dolunca kalkmaz, şoför beklemekten sıkılınca kalkar. Dolmuş şoförleri “Kim vermedi parasını?!” diye kükremez, “Bozuk yoksa sonra verirsin” der, bir daha görüp görmeyeceğini bilmeden. İnerken “Güle güleyiiin!” diye uğurlar bir de.

Burada Baykal’ın kasetini, iktidar kavgasını, en son mekanları, filmleri bilmezler. Sizin o şaşaalı gündeminiz bir hiçtir burada, onların gündemine uyarsın. Kiraz ne kadar olmuş, deniz bu yaz soğukmuş, rüzgar kalmış, deniz direklemiş, papalina bu sene azmış… Hem de o kadar çabuk uyarsın ki bu kaplumbağa hızında hayata, kendine şaşarsın.

Gel gör ki, sen ne kadar kaynaşmaya çalışırsan çalış, iki günde oralı olmaya alış, her halinle İstanbulluğunu belli edersin. Anlarlar. Tuz isteyişinden anlarlar, parayı uzatışından anlarlar, kılığından kıyafetinden anlarlar, bakışından anlarlar, yorgunluğundan anlarlar, kaprisinden anlarlar ve sorarlar: “Memleket nere?”

“İstanbul” dersin, “Olsun!” derler. Senden önce üzülürler sana.

Hayatın daha fazla para kazanınca, daha hırslanınca, daha pahalı bir arabaya sahip olunca, daha büyük evlerde yaşayınca, terfi edince, 90-60-90 olunca, herkesten daha hızlı koşunca, kendini çok önemli sanınca, daha çok tüketip daha çok çalışınca, “o ayakkabı”yı alınca, o kadınla/adamla beraber olunca daha güzel olduğunu sananları silkeler burası.

Sadece bir “Olsun!”la…

Bu makale Habertürk yazarı Hande Köseoğlu tarafından kaleme alınmış, Cunda hakkında yazılan en nitelikli makalelerden biridir.

http://www.cunda.gen.tr/Bolgesi/KonuDetay.asp?id=266







Fotoğraflar : 10.09.2005
Talaakar

Etiketler: , , , ,

20 Aralık 2010 Pazartesi

11...



Fotoğraf: 11'e 10 kala filminin internet sitesinden.

11'e 10 kala yeni yıla dair ne yazılabilir diye düşünürken yaptı yine yapacağını Bülent Ortaçgil! Ne güzel yazmış. Çoğunlukla dediğim, her zaman uygulayamadığım yine de başarılı olduğum gibi demiş. Tek üzülen, yaşadıkları geçmeyecekmiş gibi gelen, başkalarına kızan, onları sorumlu tutan, hayal kırıklığı yaşayan sen misin? Oysa ki herşey geçer, bulutlar dağılır, güneş açar ve biz yüzümüzü döneriz yine aydınlığa. Hemen mutlu oluruz. Okuduğum bir yazıda mutluluk bir şeylere bağlı olmamalı, her sabah uyandığımızda gün bitene kadar mutlu olmalıyız diye yazıyordu.

Haydi bakalım kolay gelsin. Bu yıl için niyetlerden biri her an mutlu olmak olsun o zaman.

Yüzünü Dökme Küçük Kız

Yüzünü dökme küçük kız
Bırak üzülmeyi
Yalnız sen misin bir düşün
Unutan sevilmeyi?

Her siyahın bir beyazı,
Gecelerin gündüzü de vardır.

Yüzünü dökme küçük kız
Kızma onlara!
Yalnız sen misin bir düşün?
Zincir oranda buranda

Her tutsağın bir kaçışı
Uykunun uyanışı da vardır!

Yüzünü dökme küçük kız,
Yaşamın anlamını bul.
Sonra dinle kendini,
Yolunu bil.

Her siyahın bir beyazı,
Gecelerin gündüzü de vardır.

Bülent Ortaçgil

Etiketler: , , ,

17 Aralık 2010 Cuma

2011'i beklerken...


Her yeni yılı beklerken içimde heyecan, endişe, tanıdık duygular, hoşlanma, hoşlanmama, korku, sabırsızlık, moral veren iç konuşmalar v.s. olur.

Bu yıl çok sakin ve sessiz beklediğimi farkettim 2011'i.

Her yıl Hale ile birlikte Hale'nin yeni yıl için belirlediği tema-temalar üzerine konuşur, çalışmalar yaparız.

2011'in tema-temaları ne olacak çok merak ediyorum.

Geçmiş yıllarda gerçekleşmemiş beklentilerin hoş olmayan hislerini arındırıyorum bugünlerde kalbimden, zihnimden.

Sessizim.

Hiç mi beklentim yok? Var tabii ki ama beklentinin dışında bu yıl hayatımda olacakların, gerçekleşeceklerin bazılarını hissediyorum sanki. O nedenle de çok beklentiye girmenin dışında susup, sakin bekliyorum.

Telaşım yok, nasıl ki bu akşam yemek yiyeceğimi biliyorsam olacakların bazıları da öyle biliyorum, bildiğimi düşünüyorum. Bu çok güzel ve insanı rahatlatan bir duyguymuş. Yeni tanışıyorum kendisiyle. Hoşgeldin diyorum bu sakin bilme haline.

Hoşgeldin.

Etiketler: , , , ,

15 Aralık 2010 Çarşamba

Yolculuk...



Niye gittiğimi bilmemekle beraber gittim işte.

Şirketten bir arkadaşım gidecekti muhteşem fotoğraflar çeken başka bir arkadaşı ile. Sağolsunlar 2 kişilik özel bir geziyi 10 kişiye çıkartmamıza hiç itiraz etmediler ve içten davet ettiler bizleri.

Zaten Şeb-i Aruz zamanı gelmiş hiç gidilmez mi? Koşa koşa, güle oynaya gidilir.

Oysa ki geçen yıl bir anda hiç tanımadığım bir gitme isteği ile gitmiş, çok enterasan duygular yaşamış ve dönmüştüm.

Bu yılın geçen yıldan farkı tek başıma gittiğim, ilk günü yalnız geçirdiğim, ikinci gün bir arkadaşım ile buluşup, beraber gezip, gördüklerimi 10 kişilik bir grupla paylaşacak olmamdı.

Geçen yıl ben gitmeye karar verince Hale ve Yasemin birçok öneri ve tavsiye ile uğurlamışlardı ve bende onların dediklerini harfiyen yerine getirmiştim. Daha güzel bir program olamaz zaten.

Aynı öneri ve tavsiyeler bu yılda çok işimize yaradı. Programın tamamına sadık kalarak, 10 kişilik koca bir grupla birlikte hareket edebildik. Soğuk ve yorgunluk olmasına rağmen kimse yapacaklarımızdan geri kalmadı ve istekle hareket etti.

Bu deneyim de yalnız olduğum geziden çok farklı ama çok güzeldi.

Gitmeden önce ben bu geziye neden gidiyorum diye sorup, başmelek kartlarından birini çektiğimde REHBER kartı gelmişti.

Geziden dönüşte bana rehberliğim için teşekkür edildi en çok. Mutluyum ve iyi ki gitmişim diyorum.

Evrende yaşayan tüm canlılar ve kendim için sağlık, huzur, mutluluk, aşk, sevgi, uyum, barış, bolluk, bereket içinde yaşamamızı ve her daim kalbimizi arındırarak, herkese ve herşeye hoşgörülü olabilmeyi de diledim.

Eğer sizde Konya'ya gidilir, neler yapılır diyorsanız yazın size de öneri listemi göndereyim.

Etiketler: , , , , , , ,

14 Haziran 2010 Pazartesi

Yıllar sonra piknik...



http://www.wattabe.com.tr/

Pazar günü Yılmaz Köksal Dans Okulu'nun düzenlediği pikniğe katıldım öğrenci olmadığım halde.

Mekan Büyükçekmece gölü etrafında güzel bir tesis. "Wattabe" çevreye duyarlı, kendi sınırlarının dışında kalan alanları da temizleyen, dikkatli, özenli bir işletme.

Bol ağaçlı, çimlendirilmiş, bakımlı, yeterli sayıda masa ve minderlerle bütün bir günü huzurlu, dinlenmiş geçirebilirsiniz.

Servis özenli, temiz, lezzetli. Menü ne çok sınırsız ne de çok kıt. Herkes kendine göre bir yemek sipariş edebilir. Fiyatlar çok makul.

Yelkenli, katamaran, sörf, kano kiralanıp doğa sporlarına güzel bir başlangıç yapılabilir. Ayrıca sörf için ders almak isteyenlere güzel bir program hazırlanmış.

Tabii ki bu etkinlikler geçtiğimiz senelerde belediye tesisi kapatmadan önce gayet aktif bir şekilde yapılabiliyormuş. Bu yıl için ise Temmuz ayını hedefliyorlar hayata geçirmek için.

Derseniz ki günümü güzel bir şekilde geçireyim, sadece huzur içinde dinleneyim tavsiye ederim.

Etiketler: , , , ,