16 Nisan 2012 Pazartesi

Victor Ananias-Yaşam Dönüşümdür...


"Bir apartmanın 13. katında da olsak yoğun stresle, yapay iş dünyamızda dahi, hayat arsasında ekecek, paylaştıkça artacak tohumları olan basit çiftçileriz hepimiz."

Victor Ananias
Yaşam Dönüşümdür
Doğan Kitap

Etiketler: , ,

7 Mart 2012 Çarşamba

Victor Ananias’ın kitabı

Victor Ananias’ın kitabı “Yaşam Dönüşümdür” yayımlandı.

“Bu kitabı yazacak mıyım bilemiyorum” diyordu yıllar önce bir yazısında…

O kitabı yazdı ama yayımlandığını göremeden aramızdan ayrıldı…

Türkiye’de ekolojik yaşamın öncülerinden Victor Ananias’ın makalelerinden oluşan “Yaşam Dönüşümdür” adlı kitabı Doğan Kitap tarafından yayımlandı.

Bir yıl önce baharın yaklaştığı bugünlerde aramızdan ayrılan ekolojik yaşam hareketinin öncülerinden, Buğday hareketinin kurucusu Victor Ananias’ın kitabı “Yaşam Dönüşümdür” Doğan Kitap tarafından yayımlandı.

Victor Ananias’ın, ekolojik yaşam anlayışını temel alarak hemen her alanda yazdığı makalelerden oluşan kitabı, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’ndeki arkadaşları tarafından yayıma hazırlandı. Kitapta Ananias’ın kendi kaleminden yaşam öyküsü; yeni ekonomiden doğa dostu yaşama, an’ı yaşamaktan ölüme kadar yaşamın hemen her alanında makaleleri, el yazsızıyla yazdığı yazıları, çizimleri, fotoğrafları ve hakkında yazılanlar yer alıyor.

Victor Ananias, kurucusu olduğu Buğday Derneği’nin çalışmalarına temel oluşturan “yaşam dönüşümdür” sözünün önemini kitapta şöyle açıklıyor: “… Kendini gerçekten iyi hissetmenin, sağlıklı olmanın, iletişim kurmanın, gelişmenin, topluma faydalı olmanın ve bir çok aradığımız meziyetin en etkin aracı hizmet etmek… Buğday Derneği’nin ‘yaşam dönüşümdür’ sloganı doğru, sevdiğim bir ifade, tamamlayıcısı da ‘dönüşüm, hizmet ile şekillenir’ olabilirmiş.”

Kitabın girişinde yer alan iki önsöz Atlas Dergisi Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek ve Açık Radyo’nun kurucularından Ömer Madra tarafından kaleme alındı.

Özcan Yüksek “Sihirli Sepet” başlıklı yazısında Victor Ananias’tan bir masal kahramanı olarak söz ediyor: “Bir adam varmış, ince yüzlü, kara kaşlı, kara gözlü, kısa kesilmiş, kara saçlı, genç bir adam. Koluna taktığı sepetiyle, insanlara gerçek yiyeceğin ne olduğunu anlatır, hasta dünyanın ve onun insanlarının iyileşmesinin yolunu onlara gösterirmiş. Bunu yaparken de, sepetinden çıkarıp uzattığı yiyeceklerin tadına baktırarak iyiliğin tadına alıştırırmış. Bu adamın adı Victor’muş. Bir gün herkesi şaşırtarak ortadan kaybolmuş. Bana sorarsan ey okur, bu masal böyle başladı, ama böyle bitmeyecek…”

Önsöz yazısında Ananias’ı “Hüda-i Nâbit” olarak adlandıran Ömer Madra ise şöyle diyor: “Victor Ananias’a bir “ekolojist” ya da “doğa âşığı” demek, eksiksiz bir tanımlama olmaz. Onu öyle tanımlamak, hem onun kişiliğini, hem de doğa kavramını biraz indirgemek, olduğundan küçük göstermek anlamına gelebilir. Doğa’nın kendisi gibi bir“şey”di o, desek, belki daha doğru olur.”

Kitabı yayıma hazırlayan kendilerine Buğdaygiller diyen arkadaşları ise kitapta onunla ilgili yazdıkları yazıda şunları söylüyorlar: “O, gerçek bir iz bırakandı. Ama bunlar durağan, kalıcı, yok eden izler değildi. Değen, dönüşen ve dönüştüren izlerdi. Son nefesini baharın yeni filizlendiği bir günde verdi. Yeryüzüne bıraktığı son nefes, bugün pek çok cana ilham oluyor.”


Tek avuntum onunla beraber zaman geçirmiş, onun bilgilerinden yararlanmış, güzel mutfağında pişirdiklerini beraber yemiş, Buğday ekibine katılabilmiş olmamdır.

İyi ki, iyi ki.

Etiketler: , ,

16 Mart 2011 Çarşamba

Buğday...

2001 yılı finans sektöründe çıkan krizle beraber birçok kişi gibi işsiz kaldığımda sektör dışı çalıştığım yerlerden biridir.

Eminönü'nde ünlü Hamdi Restaurant'ın yanındaki Kitapçı Han 1.katta denizi gören küçücük bir odada büyük işlerin yapıldığı ve inanılmaz kalabalıkların kucaklandığı bir yerdir Buğday.

2 ayda bir büyük sancılarla dergi çıkar, Yaysat ve çoğunluğunu gönüllülerin oluşturduğu bizden bir ekip dağıtıma başlar. Gazete bayileri dolaşılır, dergi önde dursun diye ricalar edilir.

Sonra sırt çantasına herkesin taşıyabileceği kadar dergi yüklenir ve ağırlıklı olarak Beyoğlu bölgesindeki kitapçılar ziyaret edilir. Bir önceki sayılar iade alınırken, yeni sayılar bırakılır.

Eski sayılar diğer dergi çıkartan firmaların yaptığı gibi asla kağıdı geri dönüştüren firmalara verilmez. Bize tahsis edilmiş olan depoda biriktilir ve ihtiyaç halinde kullanılır. Çünkü dergilerin konusu öyle güzel belirlenir ki hayatta her an kullanılan, ihtiyaç duyulan bilgileri içerir.

Dergiler geri dönüşümlü kağıda, bitkisel boya kullanılarak çıkartılır. İnsan dergiyi eline alınca okşar, koklar. Gerçekten bu duyguyu yaşayan bilir. Depoda biriktirilen dergiler kah bir toplantıda katılımcılara hediye edilir, kah yeni abone olanlara arşiv oluşturmak istediği için satılır. Hiçbir zaman çöp olmaz, ziyan edilmez.

Gel zaman git zaman hep kulak misafiri olduğum vakıf oluşumu için yapılan toplantı sonrasında dernek kurulmaya karar verildikten sonra başlar asıl macera bana göre.

Kurucu 7 kişiden biri olmak bana hep "şu hayatta bir dikili ağacım var mı?" sorusunun tek cevabıdır: Buğday Derneği.

Dergi hayatına rehber olarak devam ediyor olsa da, dernek tam hız yoluna devam ediyor beni mutlu ederek.

Ekolojik Pazarlar, TaTuTa (tatil, turizm, takas), Çamtepe, Şahmeran ve daha bilmediğim projeleri aynı özenle devam edecek.

Tabi bu anlattıklarım "devede kulak" Ne anılarım var Buğday ve ekibine dair ama onlar bana kalsın. Fakat Victor hakkında birkaç satır yazmadan, onu yadetmeden geçmeyeceğim.

Victor aramızdan fiziken ayrılalı 2 Mart 2011'den bu yana 14 gün oldu. Tuhaf bir his ilk duyduğum an yaşadıklarım. İlkönce şaşkınlık sonra yerini kızgınlığa bıraktı. Oysa ki biliyordum bu onun seçimiydi ve saygılı olmalıydım. Ama olamadım. Hiç gideceğini düşünmemişim Victor'un. O hep orada bir yerlerde dünyanın hayrına işler yapacak ve ben onu yakınında olmasam da bir yerlerden izleyecektim. Sevinecek, her ne haddime ise takdir edecek, onu tanıdığım için mutlu olacaktım. İlk gün ve sonraki birkaç gün biri çıkacak ve hastanede olduğunu, yaşadığını söylecek diye bekledim. Ne zaman Bodrum Bitez'de bir zeytin ağacının altında bıraktık ve hepimiz kendi usulümüzce uğurladık o zaman inandım. Sepetin içine bir nazar boncuğu bıraktım. Bu birliğe, beraberliğe ve güzel uğurlamaya nazar değmesin diye. Victor yaşıyor olsaydı ve bir gün onu uğurlamak zorunda kalırsak nasıl bir şey ister diye sorsaydık aynen böyle olmasını isterdi diye düşünüyorum. O sebeple bu uğurlama beni mutlu ediyor.

Yolculuk kolay geçti, sabah kahvaltı için gittiğimiz kahvehanede bizi çok çeşitli ve bereketli bir kahvaltı bekliyordu. Uğurlamadan sonra gittiğimiz abisinin evinde de durum farklı değildi. Bir ikram, bir bolluk sormayın gitsin.

Eh Victor dedim tam senlik oldu bu yani. Sağolsun kendisi her gittiği yere bir şeyler götürür, evinde çok insan ağırlardı. Sadece karnımız değil ruhumuz da doyardı.

Geçtiğimiz haftasonu Küçükkuyu'da, Çamtepe'de yaşayan köylülerin adına hayır dedikleri bir organizasyon vardı ki ben böylesini hayatımda ne duydum, ne de gördüm. Genç yaşlı tüm kadın ve erkekler ortak depolarındaki tüm malzemeleri Çamtepe Yaşam Merkezi'ne yığmış, bir taraftan ateş yakılıyor, bir taraftan sebzeler ayıklanıyor, bir taraftan çaylar demleniyor, bir taraftan bize kahvaltı veriliyor. Pişecek yemek o kadar çok ki aman aman. 70'lik Münire Teyze baş aşçı ve etrafında köyden kadınlar durmadan, dinlenmeden, bizimde yardımlarımızı yüce gönüllülükle kabul ederek yaptılar tüm yemekleri. Sıra Victor'un helvasını kavurmaya geldiğinde yürüyüşten dönenler de el attı ve emeği geçmeyen kalmadı sanırım.


Bizlerde yemekleri gelenlere ikram ettik, bulaşık yıkadık, sohbet ettik.

Kah gözlerimiz doldu andıkça kah güldük, birlikteliğimizi kutladık.

Çok yaşa Victor hayatımda bunları yaşamama ve sayende çok sevdiğim insanları tanımama vesile olduğun için.

Hayatımdaki tek dikili ağacım Buğday Derneği'ne yıllarca emek verdiğin için.

Benden yana herşey helal olsun sana. Umarım sende helal etmişsindir, bulunduğun yerde rahat ve mutlusundur.

Etiketler: ,

8 Kasım 2010 Pazartesi

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği...

Birkaç yıl önce yaşgünümde "Hayatta dikili bir ağacım var mı?" diye kendime sorarken tek bir cevabım vardı. Buğday Derneği. Hala da öyle düşünüyorum.

Kendimle, gösterdiğim cesaretle gurur duyduğum bir girişimdir Buğday Derneği kurucu üyesi olmak. İlk teklif edildiğinde sorumluluk alanımı bilmediğimden bayağı bir çekimser kalmış, hemen evet diyememiştim. Sonra düşündüm ki bu kadar insanın içinde 7 kişiden biri olmak hoş bir durum aslında.

İlk seçilen yönetim kurulunda sayman olarak görev yaptım bir süre.

Sonra tekrar eski sektöre döndüğümden dernekte çalışamaz oldum. Şimdi düşündüğümde hem Buğday Dergisi, hem de Buğday Derneği hayatımın en güzel zamanlarının geçtiği, beynimin, ruhumun gerçekten dinlendiği, bedenen yorulduğum ama mutlu olduğum, hayatıma birçok güzel insanın katıldığı işler.

Dergi artık çıkmıyor, çıkamıyor. Fakat her 2 ayda bir Ekolojik Yaşam Rehberi'ni ulaştırıyorlar sağolsunlar.

Rehberde en az dergi kadar muhteşem tabii ki. Hem dernekten kopmamış hissediyorum hem de yenilik namına ne varsa öğreniyorum. Yani yine hayatımı iyi yönde değiştirmeye devam ediyor BUĞDAY.

Dün Sonbahar sayısı ulaştı. Köşesinde "yağmurdan sonra, toprağın baş döndüren kokusu, renk cümbüşü ve uyku" yazıyor.

İçini açtığımda Victor'un gülen yüzüyle karşılaşıyorum ve şöyle diyor:

Buğday Derneği beşinci olağan genel kurulunu yapacak 24 Ekim'de, dernek kurulalı dokuz yıla yakın, Buğday Hareketi ortaya çıkalı da yaklaşık yirmi koca yıl geçti. Bu zaman çok bir şey de ifade etmiyor bir yandan. Bu yılları, içlerinde Buğday'a emek vermiş kişilerin sayısı ile çarparsak asıl o zaman gerçekçi, koskoca bir rakam çıkar karşımıza. Kimbilir siz hangi noktasında ne vesile ile temas ettiniz Buğday'a, en azından elinizde tuttuğunuz Ekolojik Yaşam Rehberi'nin beşinci sayısını edinip okuyarak aileye dahil olmaktasınız şu anda.

Yirmi yılda dünyada çok şey değişti, değişim süreci çok hızlandı ve gittikçe hızlanıyor. Bana sorarsınız yüzeyde kirlilik ve çözülme, bozulma artıyor. Derinde de tohumlar olgunlaşıyor, içimizde neye ihtiyacımız olduğunu, yaşama nasıl hizmet edebileceğimizi daha net hissetmeye başlıyoruz gitgide. Artık tartışmaların odağı doğru ile yanlış arasında değil, freni kopmuş kamyonun neresinde durulması gerektiği, kamyonu kimin nasıl zapt edeceği, çarpıp durduğunda en az zarar vereceği istikametin ne olduğu... Bence.

Yapacak, yapabilecek çok şey var, çoğumuzun önünde çok seçenek var ama bir tek şey yapabiliriz aslında, o doğru tek seçeneğimizi bulmamız, fark etmemiz gerekli. Aynı bir çiftçi, üretici gibi. Onun seçenekleri yoktur, sabah erken güneş ile birlikte kalkmalıdır, günboyu o günün, mevsimin gereklerini yapmalıdır, kendisi ve sorumlu olduğu tüm canların yaşamına hizmet etmeli, onları gözetmelidir. Çiftçinin başka seçeneği yoktur, yaşamını sürdürmek için mantıksız seçenekler ve keyfi bir aylaklığa yer yoktur, aylaklığın, dinlenmenin dahi kendi özel zamanı, yeri vardır.

Kendimize fazla güvenip kendi gerçeklerimiz ve hayal ettiğimiz seçenekleri var etmek uğruna, hep gerçek kaynaklarımızı feda ettik, hala etmekteyiz. Ve bizi bunu hala yapmayan, teslimiyet ile yaradılışın gereğini yerine getirerek yaşayan, üreten insanlar besliyor. Özümüze dönme, dürüst olma, emek verme zamanı yeniden, neresinden dönsek kardır aymazlığın. Biz Buğday Derneği'nde herşeye rağmen bir çiftçi kadar sürekli, sabırlı, inançlı ve bir o kadar da mükemmeliyetten uzak, samimi ve maceralı bir şekilde devam ediyoruz yolumuza.

Sizi de mutlaka bekliyoruz genel kurulumuza, çalışmalarımıza, dostluğumuza, üretimlerimize dahil olmaya. Birlikte nice bereketli yirmi yıla, ölçüsüz emeğe ve bereketli hasatlara.

Victor Ananias


Tabii ki genel kurul yapılalı bayağı bir gün geçti. Ama alınan kararlar her ne ise hepimizin hayrına olsun.

Keşke çok sayıda insan derneğe üye olup, derneğin faaliyetlerinden haberdar olsa, pazarları ziyaret etse, hem gözleri hem de mideleri bayram etse. Çocuklarına yedirdikleri her lokma içlerine sinse. Aldıkları doğaya uyumlu her nev-i eşya ile evreni nasıl sevdiklerini gösterse.

Bu güzelliklere dahil olmanın bedeli yılda sadece 40 TL. Evet, evet bu kadar kolay.

Etiketler: