16 Mart 2011 Çarşamba

Buğday...

2001 yılı finans sektöründe çıkan krizle beraber birçok kişi gibi işsiz kaldığımda sektör dışı çalıştığım yerlerden biridir.

Eminönü'nde ünlü Hamdi Restaurant'ın yanındaki Kitapçı Han 1.katta denizi gören küçücük bir odada büyük işlerin yapıldığı ve inanılmaz kalabalıkların kucaklandığı bir yerdir Buğday.

2 ayda bir büyük sancılarla dergi çıkar, Yaysat ve çoğunluğunu gönüllülerin oluşturduğu bizden bir ekip dağıtıma başlar. Gazete bayileri dolaşılır, dergi önde dursun diye ricalar edilir.

Sonra sırt çantasına herkesin taşıyabileceği kadar dergi yüklenir ve ağırlıklı olarak Beyoğlu bölgesindeki kitapçılar ziyaret edilir. Bir önceki sayılar iade alınırken, yeni sayılar bırakılır.

Eski sayılar diğer dergi çıkartan firmaların yaptığı gibi asla kağıdı geri dönüştüren firmalara verilmez. Bize tahsis edilmiş olan depoda biriktilir ve ihtiyaç halinde kullanılır. Çünkü dergilerin konusu öyle güzel belirlenir ki hayatta her an kullanılan, ihtiyaç duyulan bilgileri içerir.

Dergiler geri dönüşümlü kağıda, bitkisel boya kullanılarak çıkartılır. İnsan dergiyi eline alınca okşar, koklar. Gerçekten bu duyguyu yaşayan bilir. Depoda biriktirilen dergiler kah bir toplantıda katılımcılara hediye edilir, kah yeni abone olanlara arşiv oluşturmak istediği için satılır. Hiçbir zaman çöp olmaz, ziyan edilmez.

Gel zaman git zaman hep kulak misafiri olduğum vakıf oluşumu için yapılan toplantı sonrasında dernek kurulmaya karar verildikten sonra başlar asıl macera bana göre.

Kurucu 7 kişiden biri olmak bana hep "şu hayatta bir dikili ağacım var mı?" sorusunun tek cevabıdır: Buğday Derneği.

Dergi hayatına rehber olarak devam ediyor olsa da, dernek tam hız yoluna devam ediyor beni mutlu ederek.

Ekolojik Pazarlar, TaTuTa (tatil, turizm, takas), Çamtepe, Şahmeran ve daha bilmediğim projeleri aynı özenle devam edecek.

Tabi bu anlattıklarım "devede kulak" Ne anılarım var Buğday ve ekibine dair ama onlar bana kalsın. Fakat Victor hakkında birkaç satır yazmadan, onu yadetmeden geçmeyeceğim.

Victor aramızdan fiziken ayrılalı 2 Mart 2011'den bu yana 14 gün oldu. Tuhaf bir his ilk duyduğum an yaşadıklarım. İlkönce şaşkınlık sonra yerini kızgınlığa bıraktı. Oysa ki biliyordum bu onun seçimiydi ve saygılı olmalıydım. Ama olamadım. Hiç gideceğini düşünmemişim Victor'un. O hep orada bir yerlerde dünyanın hayrına işler yapacak ve ben onu yakınında olmasam da bir yerlerden izleyecektim. Sevinecek, her ne haddime ise takdir edecek, onu tanıdığım için mutlu olacaktım. İlk gün ve sonraki birkaç gün biri çıkacak ve hastanede olduğunu, yaşadığını söylecek diye bekledim. Ne zaman Bodrum Bitez'de bir zeytin ağacının altında bıraktık ve hepimiz kendi usulümüzce uğurladık o zaman inandım. Sepetin içine bir nazar boncuğu bıraktım. Bu birliğe, beraberliğe ve güzel uğurlamaya nazar değmesin diye. Victor yaşıyor olsaydı ve bir gün onu uğurlamak zorunda kalırsak nasıl bir şey ister diye sorsaydık aynen böyle olmasını isterdi diye düşünüyorum. O sebeple bu uğurlama beni mutlu ediyor.

Yolculuk kolay geçti, sabah kahvaltı için gittiğimiz kahvehanede bizi çok çeşitli ve bereketli bir kahvaltı bekliyordu. Uğurlamadan sonra gittiğimiz abisinin evinde de durum farklı değildi. Bir ikram, bir bolluk sormayın gitsin.

Eh Victor dedim tam senlik oldu bu yani. Sağolsun kendisi her gittiği yere bir şeyler götürür, evinde çok insan ağırlardı. Sadece karnımız değil ruhumuz da doyardı.

Geçtiğimiz haftasonu Küçükkuyu'da, Çamtepe'de yaşayan köylülerin adına hayır dedikleri bir organizasyon vardı ki ben böylesini hayatımda ne duydum, ne de gördüm. Genç yaşlı tüm kadın ve erkekler ortak depolarındaki tüm malzemeleri Çamtepe Yaşam Merkezi'ne yığmış, bir taraftan ateş yakılıyor, bir taraftan sebzeler ayıklanıyor, bir taraftan çaylar demleniyor, bir taraftan bize kahvaltı veriliyor. Pişecek yemek o kadar çok ki aman aman. 70'lik Münire Teyze baş aşçı ve etrafında köyden kadınlar durmadan, dinlenmeden, bizimde yardımlarımızı yüce gönüllülükle kabul ederek yaptılar tüm yemekleri. Sıra Victor'un helvasını kavurmaya geldiğinde yürüyüşten dönenler de el attı ve emeği geçmeyen kalmadı sanırım.


Bizlerde yemekleri gelenlere ikram ettik, bulaşık yıkadık, sohbet ettik.

Kah gözlerimiz doldu andıkça kah güldük, birlikteliğimizi kutladık.

Çok yaşa Victor hayatımda bunları yaşamama ve sayende çok sevdiğim insanları tanımama vesile olduğun için.

Hayatımdaki tek dikili ağacım Buğday Derneği'ne yıllarca emek verdiğin için.

Benden yana herşey helal olsun sana. Umarım sende helal etmişsindir, bulunduğun yerde rahat ve mutlusundur.

Etiketler: ,

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa